Bu bloğun sahibesi Nisan'ı, güneşli günleri, yemek masasi sohbetlerini, baharatçı kokularını, gökkuşağını, peynirin her çeşidini, damla sakızlı Türk kahvesini, psikolojiyi, taze ekmeğin ucundan koparmayı, semt pazarlarında gezmeyi, hayal kurmayı, incik boncuk almayı, dost sohbetlerini, radyo dinlemeyi, morali bozuk olanların neşelerini yerine getirmeyi, hayattan, sevgiden, olumludan, insan davranışından konuşmayı, anlatmayı ve öğrenmeyi seviyor!

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Ver coşkuyu….


Nasılsın? Neler yapıyorsun? sorularına şu sıralar verdiğim klasik cevaplar..
 
Ne olsun bildiğin yoğunluk işte..
Ne olsun koşuşturmaca..
Ne olsun iş güç bildiğin gibi..

Bıktım bu soruya benzer cevaplar vermekten.. O kadar sıkıldım ki onun yerine  “Ne olsun çılgınca dans eğlence” diye cevap veriyorum soranlara..

Henüz denemediğim başka alternatiflerim de var aslında..

“Ne olsun kardan adam yapıyorum”
“Ne olsun iguana yetiştiriyorum”
“Ne olsun ipe un serdim kurumasını bekliyorum” vs. vs.

17 Nisan 2012 Salı

Kendini anlama yolunda…


Koçluk eğitiminde bir modül daha bitti. 4 gün nasıl geçti anlamadım. Çok yorgunum, bir o kadar da kafam karışık. Öğrendiğim her şeyin süzülmesini, hazmetmeyi istiyorum.

Bu modülün konusu değerlerdi. Öncelikle kendi değerlerimi yeniden keşfettim. Bazı şeylerin neden benim için daha önemli, bazılarının ise hiç de önemli olmadığını anladım. 

Neyi, kimi, ne zaman sorularının ne kadar da alt düzeyde olduğunu fark ettim.

Yaptığım şeyin benim için "anlamı, önemi ne?" sorusuna verdiğim cevapların ne denli değerli olduğunu anladım. 

Sonra sprial dinamikleri öğrendim. O da ne demeyin aslında ismi afilli de olsa anlattığı şey çok basit dünyanın tarihine baktığımızda insanoğlunun geçirdiği evreleri anlatıyor.…

Bu evrelerin her birinin nasıl da her birimizin içinde olduğunu gördüm, deneyimledim. 

3 Nisan 2012 Salı

Bana cenazeni anlat, sana kim olduğunu söyleyeyim!


Bugün faranjitim nedeni ile işe gitmeyip, bütün gün evde televizyon seyrettim.

Pek çok kanal Ekrem Bora'nın cenaze töreninden canlı yayın yapıyordu.

Buraya kadar olağan dışı bir şey yok. Bu kadar tanınan, sevilen her kişi gibi onun da kalabalık bir cenazesi vardı, kameralar oradaydı.

Ancak farklı olan yapılan konuşmaların içeriği, yaşanan duyguların samimiyetiydi. 

20 Mart 2012 Salı

Bugün farklı ne yaşasaydın 1 yıl sonra hatırlardın?

Bu soruyu önce arkadaşlarıma sordum. 

Gelen cevaplardan birkaçı şöyle oldu.. “işi kırsaydım hatırlardım”, “genel müdürün yanağından bir fıstık alsaydım hatırlardım”, “uzun zamandır görmediğim birisini görsem hatırlardım”… 

Sonra kendim yanıtladım “ani ve plansız bir tatile gitsem hatırlardım”, “hiç tanımadığım ilginç insanlarla tanışsam hatırlardım”.

Cevaplarımızda ortak nokta deneyimlemediğimiz şeyleri deneyimleseydik, daha önce keşfetmediğimiz şeyleri keşfetseydik ya da bilmediğimiz, tanımadığımız şeylerle tanışsaydık o zaman hatırlanası bir günümüz daha olurdu. 

Yeni, farklı, sürpriz şeyler yaşamak, deneyimlemek ve gelişmek hepimizin hoşuna gidiyor. 

İş, güç, sorumluluklar, beklentiler derken tüm bunları yaşayacak, deneyimleyecek pek fırsatımız olamıyor ne yazık ki. 

Aşağıdaki şiir bu anlamda beni çok etkiliyor. Eğer hayatı yeniden yaşama imkanımız olsaydı, neler neler yapabileceğimize dair …

Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim o yaşamda daha çok hata yapardım.
O kadar mükemmel olmaya çalışmazdım. Daha çok dinlenirdim.
Bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
O kadar temiz kalmazdım. Daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Gitmediğim daha çok yere giderdim.
Daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
Daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
Ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu ama, geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
Çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
"Şimdi"yi sakın kaçırma.
Ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
Eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
Bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım. Yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
Gel gör ki, işte 85 yaşındayım ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim....

jorge luis borges

6 Mart 2012 Salı

Dost Muhabbeti!


Şu aralar en çok dost muhabbetini özlüyorum.

Hani eskiden yapılanları. Bir iki çok samimi arkadaş bir araya gelirsin. Laf lafı açar. Yanında bir bardak tavşan kanı çay, şarap ya da rakı. 

Konuşulan her şeyin bir anlamı vardır. Bazen de her şey anlamsız. 
Kah efkarlanırsın, kah neşelenirsin. Dostunun derdiyle dertlenirsin. 

Ufak meseleler bile önemlidir. Yanlış yapmıştır biri ya da verememiştir bir finali. Bunlar dahi önemli mesele. 

Öyle eğlenir, öyle derin sohbetler edersin ki yıllar sonra bile hatırlarsın.. O günkü halini, dostlarını, güldüğün hüzünlendiğin şeyleri..

Mekanlar gelir gözünün önüne. Leman Kafe, London Pub. vs. 
Ne kadar zaman geçmiş dersin? Vay be oldu mu o kadar?

Dostlar önemlidir insanın hayatında. Büyümek için, dertleşmek için, paylaşmak için onlar olmalı sofrada.

Onun derdiyle dertlenip, onun heyecanıyla heyecanlanırsın. 

24 Şubat 2012 Cuma

Evlenilecek adam!


Seçimlerimiz hayatımızı şekillendiriyor. Verdiğimiz kararlar hayatımızın yönünü değiştiriyor. 

Doğru eş ve iş seçimi hayatımızı, yaşamdan aldığımız doyumu direkt  etkiliyor.
 
Bir insan kaynakları çalışanı olarak iş seçimi ile ilgili sayfalarca yazabilirim ama ben diğer önemli seçimden bahsedeceğim. Eş seçiminden..

Evlenilecek adam nasıl mı olmalı?  Size anlatayım.. 

13 Şubat 2012 Pazartesi

Mutluluk satın alınabilir mi?

 Hiç birşeyin eskilerde olduğu gibi tadı tuzu yok. Çeşitler artıyor ama kalite giderek azalıyor.  

Kazaklar, tişörtler bir sezonluk, birkaç yıkamada su koyuveriyor. Eskiden torun torba büyüten beyaz eşyalar birkaç yıl içinde hurdaya çıkıyor. 
Teknolojik hız, cep telefonlarımızı, bilgisayarlarımızı 1-2 yıl içinde dinozora çeviriyor. 
Özene bezene aldığımız mobilyaların 3-5 yıl içinde ya modası geçiyor ya da dökülmeye başlıyor. 
 
Tüm bu ihtiyaçlar için daha fazla para harcamamız, daha fazla tüketmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde kapitalist dünyamızın çarkları dönebiliyor. 

Bir yandan tüm gün çalışıp üreten bizler, diğer yandan da yoğun bir şekilde tüketiyoruz. Tükettiğimiz şeylerin ne kadarına gerçekten ihtiyacımız var orası da şüpheli.

Kredi kartlarına taksitler, hediye puanlar bizi daha da cezbediyor ve sürekli tüketmeye devam ediyoruz. Çoğunlukla gelecek aylardan borçlansak da, olsun ihtiyaçlarımız karşılanıyor. 
Peki tüm bu tüketim çılgınlığı bizi mutlu ediyor mu? Tükettikçe mutluluğumuz artıyor mu?